| |
Ehil olmadan, usta olmak
Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktığınızda ’Ehil’in karşılığını,
"Bir işte yetkili olan, bir işi yapan, erbap", ’Ehliyet’in
karşılığını ise "Ustalık, uzluk" olarak göreceksiniz.
Yani, yeni ismi ile "sürücü belgesi", eski ismi
ile "ehliyet" adı ile aldığımız belgenin tam karşılığı
da "Usta sürücü" oluyor bu durumda. Bir işin ehli,
erbabı olmak için acaba o iş üzerinde ne kadar çalışmak, tecrübe
etmek gerekiyor? Örneğin, sürücünün ehli 200 metre düz, 100
metre geri gidip, bir de sinyal verince mi olunuyor? Hatta
bunu da yapamadı, beş kez daha hak tanıyıp, yapana kadar aynı
kriterlerle ölçüp, sonuncuda zorla ehil kişi ilan ediliyor.
Sonra ne mi oluyor?
Trafik kurallarını bilmeyen, işaretleri tanımayan, sola dönecekken
sağ sinyal veren, hatta vermeyen, frene basacağına gaza basarak
kazaya sebebiyet veren, yağmurda da aynı mesafede duracağını
zannederek frene bastığında önündeki araca çarpan, park etmeye
çalışırken etrafındaki araçlara zara veren "ehliyet!"
sahibi sürücüler, trafikte işin "ehli" olanlara
da zarar veriyor. Herkes, her işi iyi yapmak zorunda değil,
otomobil kullanmak büyük oranda yetenekle ilgili ve herkes
her konuda aynı yeteneklere de sahip değil. İyi konuşmacı
olabilirsiniz, dahi zekasına sahip olabilirsiniz ama iyi otomobil
kullanamayabilirsiniz. İşte bu yüzden, teorik ve pratik ehliyet
sınavlarında tanınan beş hak, yanlış bir uygulama. Gerekli
eğitim, trafiğe kapalı pistlerde, devam zorunluluğu ile yani
tam anlamıyla verilmeli ve her kursiyerin bir sınav hakkı
olmalı. Verilebilecek eğitimin en iyisini alan bir kursiyer,
bu sınavda başarısız ise zaten trafiğe çıkmasın. Toplu taşıma
araçlarını kullansın, şoförle seyahat etsin ama otomobil kullanmasın;
kendini de diğer insanları da riske sokmasın.
Kursa başlarken alınması zorunlu olan sağlık raporu, kapsamlı
psikolojik testlerden sonra verilse, ilk eleme kendiliğinden
gerçekleşmiş olacak, kursa gitmesine bile gerek kalmayacaktır.
Bu testte başarılı olamayan birine asla sürücü belgesi verilmemeli.
İnsanlar da yol verme kavgasında, denize atılarak öldürülmemeli!
Psikolojisi yeterli olmayan kişiler araç kullanmamalı.
"Ehil" olmayana, "ehliyet" verilmemeli...
Her gün bu kadar çok araç trafiğe çıkarken, bu sistemle sürücü
belgesi vermeye devam etmek; insanların hayatlarını kaybetmelerine,
yaralanmalarına, kazaların ülke ekonomisine zararına göz göre
göre tanıklık etmek olacaktır.
BİRİLERİ YAPIYOR DİĞERLERİ NEREDE
Bazı köşe yazılarından okuduğumuz, "X plakalı araç,
Y konulu hatayı yaparak, Z riskini yarattı" cümleleri
ile bu problem çözülmez. Bunun için de medyanın öncülüğünde
bir "trafik seferberliği" başlatılmalı. Bu Türkiye’nin
en önemli sorunudur ve medyanın, sivil toplum örgütlerinin,
otomotiv sektörünün, büyük-küçük firmaların, bu ülkede yaşayan
herkesin de sosyal sorumluluğudur.
Bu sosyal sorumluluğu yerine getiren bir çok firma var elbette
ama daha fazlası da olabilir. Türkiye’nin buna ihtiyacı var
ve yapabilecek 40 adet markanın gücü var.
Renault Mais’in 2 yıldır devam ettirdiği güvenli sürüş eğitimleri,
200 bin öğrenciye ulaşan "Sokakta İlk Adımlar" kampanyası
geçtiğimiz hafta basın lansmanı yapılan, Renault Trucks Türkiye’nin
2 yılda 2 bin kamyon sürücüsüne Autodrom’da vereceği eğitimler,
Temsa’nın Otoyaşam işbirliğiyle başlattığı "Emniyeti
Belden Bırakmayın!" projesi, bu tür faaliyetler sosyal
sorumluluğun en güzel örneklerinden.
Yine benzer bir proje de Mart ayı başında Araç Lojistikçileri
Derneği (ARLOD) üyesi firma sürücülerinin Autodrom’da eğitim
alması ile hayata geçti. Yük ve yolcu taşımacılığının yüzde
95’i karayolu ile gerçekleştirilen ülkemiz için bu gelişmeler
çok sevindiricidir.
Önümüzdeki günlerde umuyoruz ki, otobüs sürücüleri için de
aynı eğitimler gündeme gelsin. Taşıdıkları yükün, insan olduğu
düşünüldüğünde bu eğitimler kaçınılmazdır. Yol ve yolcu güvenliğinin
istenen noktaya ulaşabilmesi de, eğitim tesislerinin çoğalması,
bununla beraber trafikte güvenliği sağlayan birimlerin yetki
ve donanımlarının arttırılması ve otoyol polisinin aktifleşmesi
ile mümkün olacaktır.
|
|